Fatih Terim'in yarı final teşhisi: Tuchel'in "ego yönetimi", kart kuralına övgü — ve kaçırılan bir Haaland
Sekiz gün aradan sonra Fatih Terim'in Dünya Kupası serisi 5. bölümle geri döndü. Terim, Tuchel'in İngiltere'de yaptığı sert kadro tercihlerini "milli takımda ego yönetimi" üzerinden övdü, İspanya-Fransa çeyrek finalini stil karşılaştırmasıyla önizledi ve turnuvanın çeyrek finalden sonra kartları sıfırlayan kuralına 1990 ve 2002'nin acı hatıralarıyla tam not verdi.
Fatih Terim'in kendi YouTube kanalındaki Dünya Kupası serisi, 5 Temmuz'daki 4. bölümden bu yana sessizdi. 13 Temmuz'da yayınlanan 5. bölümde eski teknik direktör, 100. maçın geride kaldığı ve geriye sadece 4 maçın kaldığı bir noktadan turnuvayı özetledi: "Daraldıkça maçların heyecanı da artıyor, doğal olarak daha kaliteli mücadeleler görüyoruz... neredeyse neticesi belli olmayan zamanlara geldik." İsviçre'nin çeyrek finaldeki performansına da özel bir parantez açtı: "İsviçre'yi çok beğendim, Murat Yakın'a buradan tebriklerimi sunmak istiyorum — çok diri, çok güçlü, isteyen arzulu bir İsviçre sahadaydı."
Terim'in üzerinde en çok durduğu isim Thomas Tuchel oldu. İngiltere teknik direktörünün turnuva başında Cole Palmer, Trent Alexander-Arnold ve Phil Foden gibi isimleri kadro dışı bırakıp takımı Harry Kane ve Jude Bellingham üzerine kurmasını "kendine ihanet etmemek" olarak tanımladı: "İdeal kadroyu seçmiştir diyen görmedim; her takımdan alırsınız, bu niye yok denir. O zaman kendi bildiğinizi yapın, kendi inandığınızdan şaşmayın." Milli takım koçluğunu kulüp işinden ayıran şeyin kadronun tamamının yıldız olması olduğunu söyledi: "Her gelen oyuncu egolu, çünkü her takımın en iyi oyuncusunu alıyorsunuz. Şu anda Como'da olağanüstü bir sezon geçiren Nico Paz var ama Arjantin'de Messi var — bu örnek tek değil, birçok örnek var. Kimsenin 'beni niye oynatmıyorsun' deme hakkı yok, işin içinde bilim var, tesadüfe bırakılamaz." Tuchel'in maç sonu kendi takımını eleştirmesini de olumlu okudu: "Bence başarılı bir turnuva geçiriyor, şu anda yarı finalde."
Bu akşamki Fransa-İspanya çeyrek finaline dair Terim'in okuması taktik bir uyarıyla geldi: iki takımın da oyunu birbirine benziyor ve ikisi de aynı riski taşıyor. "İspanya'nın özelliği bütün maç boyunca yüksek şiddette baskılı oynamaya çalışması — büyük risk, çünkü baskıyı yanlış yaparsanız rakip kontratakta direkt kaleciyle karşı karşıya kalırsınız." İki takımın ortak paydası olarak da topu kaybettikten sonra anında baskıyla geri kazanmayı gösterdi: bunun savunmanın üstünde büyük bir yük olduğunu, rakip sahaya yerleşince sadece topun değil oyuncuların da hareket etmesi gerektiğini vurguladı — "rakip 11 kişiyle kendi 18'inin içine gömülmüşken birini geçseniz bir daha var, hareketlilik olmazsa o kaleyi açamazsınız."
Serinin en net bölümü, kartların çeyrek finalden sonra sıfırlanıp yarı final ve finalde sadece kırmızı kartın oyuncuyu sahadan uzak tutmasıyla ilgili kuraldı. Terim buna tam not verdi ve futbol tarihinden iki acı örnekle gerekçelendirdi: 1990'da Paul Gascoigne'in yarı finalde gördüğü sarı kartla final ihtimalini kaybetmesi ve İngiltere'nin penaltılarla elenmesi; 2002'de ise Michael Ballack'in sarı kart cezası yüzünden finalde oynayamaması. "Buradaki felsefe şu: yarı final, final gibi maçlara kaliteli oyuncularla çıkmak. Disiplin cezası ya da kırmızı kart gibi ağır bir şey yapmadığı sürece finalde bu kaliteleri seyretmeli, dünya bunu hak ediyor. Şimdi bence doğru yapıyorlar." Kendi geçmişinden de bir anı ekledi: 2008 Avrupa Şampiyonası'nda sakat ve cezalı oyuncu sıkıntısı o kadar büyümüştü ki UEFA'ya "kalecimi orta sahada oynatabilir miyim" diye sorduğunu, bu esprinin sonradan Viyana'daki teknik direktörler toplantısında efsaneye dönüştüğünü anlattı.
Bölümün kapanışı sahadan uzak, kişisel bir hikâyeydi. Terim, 8 Temmuz 1974'te Galatasaray'a imza attığı günün 52. yıl dönümünü geçtiğimiz hafta idrak ettiğini, o günden bu yana kulüpten hiç ayrılmadığını anlattı. Ardından futbolun ıskalanan yeteneklere dair acımasız yanına değindi: kulübün altyapı döneminde scoutları henüz genç yaşta bir Norveçli oyuncuyu izlediklerini, o sezon sadece iki gol atmış olan bu ismin izledikleri maçta dört gol birden bulduğunu, RB Salzburg'a geçtikten sonra Şampiyonlar Ligi'nde patlama yaptığını ve kulübün ekibinin "müthiş bir oyuncu kaçırdık" diye üzüldüğünü aktardı — isim vermese de tarifin işaret ettiği oyuncu Erling Haaland'dı. Norveç'in çocuklara belirli bir yaşa kadar branş seçtirmeyip çok yönlü sportif gelişim sağlamasının da bu tarz istisnai fiziklerin çıkmasında payı olduğunu söyledi.
Sonuç olarak Terim'in 5. bölümü, bugün Dallas'ta oynanacak Fransa-İspanya ve yarın oynanacak İngiltere-Arjantin yarı finallerine iki net başlıkla giriliyor: milli takımlarda başarı sahada olduğu kadar soyunma odasındaki ego yönetiminde saklı, ve turnuvanın kart kuralı sayesinde iki finalde de en kaliteli kadrolar sahada olacak.