"Çok kapananı çok öperler": İngiltere 35 dakika savundu, Messi iki pasla finali aldı
İngiltere 55. dakikada öne geçti ve o andan itibaren maçı Arjantin'e teslim etti. Enzo Fernández 85'te, Lautaro Martínez 90+2'de skoru çevirdi; iki golün hazırlayıcısı da Lionel Messi. NEO Spor'daki maç sonu yayınının manşeti maçın kendisinden daha net bir teşhis koydu: bu, İngiltere'nin kaybettiği değil, kaybetmeyi seçtiği bir yarı finaldi.
İngiltere 1 - Arjantin 2. Anthony Gordon 55. dakikada Morgan Rogers'ın ortasını tamamladığında İngiltere finale otuz beş dakika uzaklıktaydı. O otuz beş dakikanın özeti şu: Enzo Fernández'in 85'teki uzaktan şutu, Lautaro Martínez'in 90+2'deki kafası ve her iki golde de topun çıktığı ayak — Lionel Messi.
Rakamlar hikâyeyi tek başına anlatıyor. Maç sonu NEO Spor'daki yayında okunan veriye göre 49. dakikaya kadar tek pozisyon bulan Arjantin, 60'tan sonra pozisyon sağanağına geçti; gol beklentisi 1,80'e tırmanırken İngiltere'nin maçı 0,54 ile kapattığı ekrana geldi. Golü atana kadar maçın iyi tarafı İngiltere'ydi — sonrasında değil.
Yayının manşeti, taktik tahtasından daha kestirme bir yerden geldi: "Çok kapananı çok öperler." Aynı yayında İngiltere'nin 60'tan sonraki hali için kurulan benzetme de kayda değerdi: 1-0 öne geçip kalesine gömülen bir Anadolu takımı gibi oynarsan, karşındaki Arjantin'se, bir tanesi bir yerden atar. Attılar da — iki tane.
Suçlu aramaya Thomas Tuchel'den başlamak kolay, çünkü kanıt bol. Gordon'un golünden kısa süre sonra oyundan alınması, son yirmi dakikada Ezri Konsa, Dan Burn ve Nico O'Reilly ile savunmanın üst üste tahkim edilmesi, Harry Kane'in 57'de kendi altıpasında top uzaklaştırması... Wayne Rooney maç sonrası bu değişikliklerin oyuncularda inancı öldürdüğünü söyledi. NEO Spor'daki yayında da aynı teşhis daha sert kelimelerle kondu: ölmüş Arjantin'i bu hamlelerle uyandırırsınız, çünkü karşıda Messi var. Ama yayın bir denge notu da düştü: değişikliklerin bir kısmı sakatlık zorunluluğuydu ve Southgate dönemi de dahil bu geri çekilme refleksi bir teknik direktör hatasından çok bir İngiltere ezberi.
Tuchel'in kendi savunması bu okumayla neredeyse örtüşüyor: "Hayal kırıklığı içindeyiz ama golden sonra fazla pasif kaldık, çok fazla pozisyon verdik ve topa sahip olmayı geri çeviremedik. Takım her şeyini verdi. Bence 1-0 öne geçmeyi hak etmiştik." Değişiklik eleştirilerine cevabı ise klasik: kaybedince eleştirilirsin, farklı kararlar alınsa ne olacağını kimse bilemez. Sözleşmesinin 2028 Avrupa Şampiyonası'na kadar sürdüğünü hatırlatıp devam edeceğini de söyledi.
Madalyonun öbür yüzünde bu turnuvanın artık iyice belirginleşen gerçeği var: Arjantin, rakibi duraksadığı anda dönüşen bir takım. Lionel Scaloni maç sonrası bunu kendisi tarif etti: "Bu takım en iyi futbolunu zorluk karşısında oynuyor. Rakip biraz duraksadığında kanın kokusunu alıyoruz ve üzerine gidiyoruz. Futbol sadece iyi oynamak değil; acı çekmeyi bilmek demek." Mısır ve İsviçre maçlarındaki geri dönüşlerin üzerine bu, aynı senaryonun üçüncü ve en büyük sahnelenişiydi.
Messi'nin gecesi ise istatistiğe sığmayacak türden olsa da istatistiği de ezici: 12 ikili mücadele ile maçın lideri, 4 anahtar pas, 2 asist; turnuva toplamı 8 gol 4 asist. NEO Spor'daki yayında Arjantin için kurulan cümle iddialıydı ama savunulabilir: bu takımın taktik analizini yapmak doğru değil, çünkü Messi olmasaydı gruptan çıkması bile şüpheliydi; Scaloni'nin asıl başarısı bu hiyerarşiyi bütün kadroya kabul ettirmiş olması. Yayında Messi'ye verilen not konusunda tereddüt yoktu — Ali Ece'nin puanı 10'du.
Pazar günü MetLife'ta oynanacak final, turnuvanın en adil eşleşmesi: topa ve alana hükmeden İspanya ile anı ve adamı olan Arjantin. NEO Spor'daki yayın bu soruda ikiye bölündü; bir kanat sahanın kendisinin İspanya olduğunu, alan kapatmayı dünyada en iyi bu takımın yaptığını savundu, diğer kanat "kazanmayı bilen takım" diyerek Arjantin'i işaret etti. Aynı yayında düşülen tarih notu da finalin cazibesini artırıyor: Messi'yi yetiştiren futbol İspanya futbolu — ve 2007'de Barcelona altyapısında çekilmiş bir fotoğrafta Messi'nin kucağındaki bebeğin adı Lamine Yamal.
İngiltere cephesinde ise hikâye acı biçimde tanıdık: 1966'dan beri değişmeyen son. Tuchel "lanet" okumasını reddediyor, İngiliz'e özgü bir şey ya da tekrar eden bir tarih olduğuna inanmadığını söylüyor. Ama art arda ikinci büyük turnuvada da tablo aynı: öne geç, geri çekil, yıkıl. Bunun adı lanet değilse bile, artık istatistiksel olarak bir tercihe benziyor.